Previous Page  38 / 48 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 38 / 48 Next Page
Page Background

38

DOSYA

Selahattin Yavlak (solda), Mahmut Oklap (sağda)

g

YUNUS EMRE KARATAŞ (İNŞAAT MÜHENDİSİ)

“Yeni bir şeyler öğrenmek beni heyecanlandırıyor”

Sadara, iş hayatına Tekfen’de atılan Yunus Emre Karataş’ın

ikinci projesi. Daha önce 16 ay Abu Dabi’de petrol boru hattında

çalıştıktan sonra, 10 aydır bulunduğu Suudi Arabistan’a gelmiş.

Mezun olur olmaz kendisini çöllerde bulan Karataş, projeler gü-

zel olunca alışmanın zor olmadığını söylüyor:

Ben, hangi proje benim için daha iyi olabilir diye bakıyorum

daha çok. O yüzden ülkeye çok da dikkat etmedim açıkçası. Me-

sela, bir platform projesinde çalışmak isterim. Çünkü farklı bir

iş, her zaman farklı bir heyecan demek. O heyecan içinde zor-

luklara da çabuk adapte oluyorsunuz. Ama aslında ilk projemde

biraz da korkuyordum. Çöl ikliminde, o sıcakta nasıl çalışacağız

diye düşünüyordum. Havaalanına indik. Bizi karşıladılar. Şanti-

yenin olduğu sahaya gideceğiz. Ama gidiyoruz gidiyoruz, yol bit-

miyor. Çölün ortasındayız ve etrafta hiçbir yerleşim yeri kalma-

dı. Sadece kum tepeleri. Sonunda şantiyeye vardık. Hiç ışık yok.

Nereye geldik böyle! Ama sonra alıştık tabii. Buraya geldiğimde

zaten hiç sıkıntı yaşamadım.

Saha ekibi olarak inşaat işleriyle ilgili taşeronları yönlen-

direrek, projeye uygun bir şekilde imalatlarını takip ediyoruz.

Gerçekten de güzel bir proje. Bu projede 3.815 metreküp temel

betonu ile, Sadara’daki en büyük ikinci beton dökümünü gerçek-

leştirdik. 5 pompayla 24 saat sürdü. Yaklaşık 80 kişi çalıştı. Zor-

du, yorucuydu. Ama bittiğinde verdiği mutluluk da büyük oldu.

Önemli bir tecrübe bir yandan da. Yeni bir şeyler görmek, yeni

bir şeyler öğrenmek beni heyecanlandırıyor. O nedenle de seve-

rek çalışıyorum. Tekfen zaten benim için ikinci bir okul gibi oldu.

Üniversite hayatım boyunca hep Tekfen’de çalışmak isti-

yordum. İstanbul’da okuduğum için de bildiğim, takip ettiğim

bir firmaydı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum.

Tekfen’e başvurdum. Abu Dabi’deki proje müdürümüz Murat

Bey’in de yardımları oldu. O şekilde Tekfen’de işe başladım.

Burada farklı kültürleri tanımış oldum. Farklı kültürlerden

insanlar tanıdım. Ama dil olarak, sadece günlük hayatta yete-

cek kadar bir Arapça öğrenebildim. İşin dili İngilizce olduğu için,

başka bir dile çok da ihtiyaç kalmıyor çünkü. Biz daha çok saha

mühendisleriyle veya formenleriyle muhatap oluyoruz.

Emirgân’da çay içmek

İstanbul’u özlüyorum açıkçası. Benim okulum İstinye’dey-

di. Emirgân sahiline inip bir çay içmeyi özlüyorum. İzinlerde

Türkiye’ye, ailemin yanına gidiyorum. Bu hafta sonu mesela,

yeni doğan yeğenlerimi görmeye Ankara’ya gideceğim. Burada

akşamları, zaman bulursak, arkadaşlarla oturup maç seyrediyo-

ruz, oyunlar oynuyoruz. Onun dışında hayatımız işle geçiyor. Ge-

çen bayramda da arkadaşlarla Umre’ye gittik. Gerçekten de çok

güzeldi. Ama onun dışında görülecek pek bir şey yok. Bahreyn’e

gittim bir kere. Biraz daha rahat orası.

Arapların kıyafetleri bana ilginç geliyor. İlk defa Abu Dabi’de

görmüştüm. Adam Ferrari’nin içinden geleneksel kıyafetleriyle

çıkıyor. Hiç denemedim, ama çok rahat olduğunu duydum. Aşırı

sıcak için gerçekten de rahat olabilir.

“Çölün ortasında lastik patladı”

Bir önceki projemizde bir keresinde çölün ortasında kaldık. Bir

yaz günü. Öğleden sonra saat 3 gibi, arabanın lastiği patladı. Et-

rafta yardım isteyecek kimse yok. Suyumuz da kalmamış. Ekipten

arkadaşları aradık. Yardıma gelecekler ama çölün ortasında bir

tane araba bulmak hiç kolay değil. Bizi bulduklarında hava ka-

rarmaya başlamıştı. Cep telefonu olmasaydı ne olurduk kim bilir.