Previous Page  31 / 44 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 31 / 44 Next Page
Page Background

Burada yaşayan insanlar zemini düzleştirip üzerine yeniden bina yap-

mışlar. Böylece höyük, tabaka tabaka yükselmiş. AyrıcaAsur Sarayı’nın

kalıntıları üzerinde Helenistik döneme ait izlere de rastladık. Eski sa-

rayın sadece yağmur ve rüzgârla bu kadar aşınması neredeyse

imkânsız. Bu yüzden yapıların bilinçli olarak yıkılıp üzerine Yunanlı-

lar tarafından yeni binalar yapılmış olduğunu tahmin ediyoruz.

Çalışmalarınız ne zaman tamamlanacak?

Gelecek senenin son kazı yılı olacağından neredeyse eminiz. Kazı ta-

mamlandıktan sonra bir seneyi de bulgularımız üzerinde çalışmaya

ayıracağız. Yani sahada geçirecek iki senemiz daha olduğunu düşüne-

rek planlarımızı yapıyoruz. Türk hükümeti, barajın 2014 yılında biti-

rileceğini iletmişti. Bu da çalışmaların en geç 2014 yılında tamamlan-

ması gerektiği anlamına geliyor.

Böylesi bir proje için yeterli süreye sahip olduğunuzu düşünü-

yor musunuz?

Arkeolojide asla “yeterli zaman” yoktur. Her zaman daha fazla kazı

yapılabilir. Bununla beraber kendimizi gerçekten çok şanslı hissedi-

yoruz. Bu süre boyunca bize çalışma şansı verdiği için de Türk hükü-

metine son derece minnettarız. Tabii sponsorlarımıza da bir o kadar

teşekkür borçluyuz. Onlar olmasa bu proje gerçekleştirilemezdi. 15

yıldır kazı yapıyoruz ve hem Ziyaret Tepe Höyüğü’nde hem de aşağı

şehirde birçok önemli bulgu elde ettik. Bu sayede kentin geçmişi hak-

kında bir fikir oluşturma şansımız oldu. Elbette ki böylesine büyük

bir alanda her yeri kazmanız gerçekçi değil.

Kazılar bittikten sonra sizin için sırada ne var?

Ziyaret Tepe’deki kazılar bittikten sonra yayın anlamında daha çok

işimiz olacak. Her yıl ön raporlarımızı yayımlıyoruz zaten. Bugüne

kadar birçok akademik rapor yayımladık. Kazı bittikten sonra nihai

rapor hazırlanacak. Bunun 6 cilt kadar olacağını tahmin ediyorum.

Yani o anlamda daha yapılacak çok iş var. Ön raporlar 10-12 kişinin

imzası olan, birçok uzmanın işbirliğiyle ortaya çıkan yayınlar. Bence

harika bir şey bu. Olması gereken bu zaten. Bu sene “Saray Tableti”

hakkındaki raporu yayımladık ve yalnızca İngiltere ve Türkiye’de de-

ğil, dünya çapında ilgi gördü. Hepsi birleştiğinde Türkiye’de yaptığı-

mız çalışmalar yüzlerce milyon kişiye ulaşacak. Türk tarihi mirasını

bu kadar geniş bir kitleyle paylaşabildiğimiz için de çok mutluyuz.

31

Türkiye, bir arkeolog için önemli bir hazine olmalı.

Kesinlikle. Bir arkeolog için Türkiye bir rüya. Hangi dönemle ilgile-

nirseniz ilgilenin, mutlaka Türkiye’de araştıracak bir şeyler bulursu-

nuz. Hatta Ziyaret Tepe’den örnek vereyim. Geçen sene Asurlular

dönemine ait olduğunu sandığımız bir yerleşim yerinde kazı yapıyor-

duk. Tahmin ettiğimiz kanıtlara da ulaştık. Ama bunların hemen

üzerinde, Roma kalıntılarına rastladık ki oldukça şaşırtıcı bir bulguy-

du. Bu durum, çalışma sahasına bambaşka bir boyut getirdi. Tama-

men farklı seramikler, çatı oluşturma teknolojisi ortaya çıkardık. Bu

da Türkiye coğrafyasının heyecan verici özelliklerinden biri.

Çalışma sırasında karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

En büyük zorluk elbette ki hava şartları. Yazın gerçekten çok sıcak

oluyor ve arazide çalışmak çok zor hale gelebiliyor. Fakat kazıların

kuru mevsimde yapılması gerektiğinden başka bir şansımız yok.

Kazı, her yıl 2-3 aylık dönemlerde sürdürüldü. Yöre halkıyla gerçek-

ten çok iyi ilişkilerimiz oldu. Projede çalışan işçilerin çoğu yakın çev-

reden toplandı. Hepsi de çalışkan, bazıları da gerçekten çok yetenek-

liydi. Sonuçta ortaya iyi bir ekip çıktı. İstihdama bir katkımız olması

da güzel. Bu durum, özellikle ilk zamanlarda daha da önem taşıyor-

du, çünkü o zamanlar işsizlik daha büyük boyutlardaydı. Şimdi ise

bölgede tarım çok gelişti. Bize köyün hemen girişinde, tarımsal araş-

tırmalar için yapılmış bir bina tahsis edildi. Orada kaldığımız süreler

içinde yöre halkıyla mükemmel bir ilişkimiz oldu.

Tekfen’le ilişkiniz için neler söyleyebilirsiniz?

Böylesine uzun ve kapsamlı bir kazı gerçekten büyük bütçeler gerek-

tiriyor. İngiltere’den aldığımız destek tek başına yeterli değildi. Ben

de Türkiye’deki büyük firmalarla ilgili bir araştırma yaptım. Tekfen

ismiyle karşılaşmam çok büyük bir şans oldu bizim için. Bundan üç

sene kadar önce, Diyarbakır’dan dönüşümde, İngiltere’ye uçmadan

İstanbul’a uğrayıp Erhan Öner’le tanıştım. Benim için büyük bir onur

ve keyif oldu Erhan Bey’le tanışmak. Erhan Bey, yaklaşık üç yıldır

bireysel olarak projeye bağışta bulunuyor. Bu sene Tekfen Vakfı da

sponsorlarımız arasına girdi. İtiraf etmeliyim ki Tekfen’in desteği ol-

masaydı, bu sene çalışmalara başlamak için gereken kaynağı bir araya

getiremezdik. Çünkü minimum giderleri karşılayacak bir yapıyı oluş-

turamazsanız, çalışmaların uygulanabilirliği kalmıyor. Bu nedenle

Tekfen’in desteği gerçekten çok önemliydi bizim için.