Previous Page  35 / 40 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 35 / 40 Next Page
Page Background

35

Bu bülteni hazırladığımız Aralık ayının son günlerinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık

Bakanı Mehdi Eker, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’ni ziyaret ederek inceleme-

lerde bulundu. Çevre konusundaki çabalarından ötürü Nihat Gökyiğit’e teşekkür

eden Eker, Ankara’ya yapılması düşünülen Milli Botanik Bahçesi’yle ilgili proje

çalışmalarının son aşamaya geldiği ve bu amaçla arazi tahsisi yapıldığı müjdesini

verdi.

TARIM BAKANI MEHDİ EKER’DEN

SEVİNDİRİCİ BİR HABER

Kitabın çıkmasına sebep olan kuruluş Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’dir,

hem veri imkânlarıyla, hem de sunduğu çalışma imkânlarıyla. Adil Bey,

“Ortadoğu ve Balkanlar’ın en iyi botanik bahçesi,” dedi. Bence, Avrupa’nın

en iyisi. 1974 yılından bugüne kadar Avrupa’da çok botanik bahçesi gördüm.

Oradaki botanik bahçelerinin bir kısmı devlete aittir. Türkiye’de milli botanik

bahçesi yok. Bütün amacımız bir milli botanik bahçesi kurmak, tamam. Ama

şu bahçe inanır mısınız, Avrupa’daki milli botanik bahçelerinin bütün

fonksiyonlarını yerine getiriyor. Bilimsel çalışma, halkı eğitme, gösterme,

bitkileri toplama… Mesela, çok nadir bitkiler burada üretiliyor ve tekrar

yerine götürülüyor. Bu, Avrupa’da çoğu botanik bahçesinde yapılmayan bir

şeydir. İngiliz florası 1.600 tür bitkiden oluşur. Bunların sadece 16 tanesi

endemiktir. Bizim ülkemizde ise 2.995 endemik bitki türü var. Bunların

yarısından fazlası tehdit altında. Yani bizim işimiz çok daha zor.

Prof. Dr. Tuna Ekim: “Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

bence Avrupa’nın en iyisi”

T

ürkiye, üç iklimin buluştuğu bir coğrafyada bulunuyor. Bu da alt ik-

limler ve çeşitli habitatlar meydana getiriyor. Nezahat Gökyiğit Bo-

tanik Bahçesi’nin kurucusu ve

Resimli Türkiye Florası

projesinin des-

tekçisi Nihat Gökyiğit’e göre ülkenin olağanüstü bir bitki zenginliğine

sahip olmasına rağmen bugüne kadar Türkçe bir botanik rehberinin

yapılmamış olması büyük bir ayıp.

Ülkelerin önemi artık biyolojik zenginliğiyle de ölçülüyor

Doğal varlıkların başı tehlikede, dünya çapında. Doğal varlıklar arasın-

da da yeşil örtü çok önemli bir yer tutuyor. Hem ekosistemi yaşattığı

için, hem de insanları beslediği için çok önemli. Botanik bahçesi, bu-

nun önemini insanlara anlatmak, tanıtmak, tanıtarak sevdirmek ve

korumalarını tembih etmek gayesiyle birtakım faaliyetler gerçekleştiri-

yor. Bu kitap onlardan biri. Biz bu çalışmanın bir yerden başlamasını

arzu ettik. Dedik ki ANG Vakfı olarak destek veririz. Bu bahçeye yakışı-

yor böyle bir işi başlatmak.

Niye bu kadar önemli bu iş? Ülkelerin önemi, varlığı değerlendirilirken

artık petrol, gaz, madenler tek başına yeterli değil. Bir ölçek daha var,

biyolojik zenginlik. Türkiye’nin bu alanda tam tanıtamadığımız büyük

bir zenginliği var. Bu zenginliğin nereden geldiğini yeni yeni öğreniyo-

rum ben. Buzul çağında ve büyük jeolojik değişimlerin olduğu dönem-

de bütün canlılar, flora ve fauna, Anadolu’yu bir geçit olarak kullanmış

ve bir kısmı da buraya sığınmış. Bu bir tespit. İkinci tespit, dünya coğ-

rafyası uzmanlarca üç ana bitki coğrafya bölgesine ayrılıyor: Avrupa-

Sibirya, İran-Turan ve Akdeniz bölgeleri. Bu üç bölgenin buluştuğu

yegâne coğrafya Anadolu. Dünyada, üç bitki coğrafya bölgesinin birleş-

tiği bir de Amerika var. Onun dışında başka ülke yok.

Bitkiler barışın bir aracı

Yapılan kitap, Türkiye Florası projesinin ilk ayağı. Çok ihmal edilmiş,

çok da önemli bir konu. Tabii bununla beraber başka çalışmalar da

gelecek. Botanik bahçesi bu tür çalışmaları yapan hocalar için giderek

bir cazibe merkezi haline geldi. Burada şu anda 2 bin kadar bitki var.

Türkiye’nin soğanlı bitkilerinin dünyadaki en zengin koleksiyonu bura-

da. Nadir gördüğümüz, tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türleri

burada yeniden çoğaltmaya çalışıyoruz.

Mesela, tülüşah diye bir bitki var. Konya Seydişehir’e 8 kilometre me-

safede bir yerde yaşıyor. Bir yanından DSİ kanalı geçmiş, öbür yanın-

dan otoyol geçmiş, ikisinin arasında bir miktar endemik popülasyon

sıkışıp kalmış. İlk gittiğim zaman orada yirmi tane bitki vardı. Koruma-

ya aldık. Tohumlarını alıp getirdik. Fakat tohum denilen şey hemen ye-

tişmiyor. Bir buçuk senede çay bardağından daha ufak kaplarda, yavaş

yavaş çıktılar. Ben de gidip gelip onlarla konuştum. Dedim ki “Nasıl

kurudunuz? Ne var?” Dedi ki “Dede, Allah razı olsun, bizi yok olmaktan

kurtarıyorsunuz, ama büyük bir derdimiz var. Biz burada gurbetteyiz,

sıla hasreti çekiyoruz.” Böyle konuşa konuşa, sonunda bizi ikna ettiler.

Memleketlerine götürdük. Tel çit ile çevirdik bir yeri, levhalar koyduk.

Köylüyü çağırdık, kaymakamı, belediye başkanını… Bir etkinlik yaptık.

Nedir diye anlattık. Sonradan öğrendik ki öte yandaki köylü de bu tel

çiti görmüş. “Ne oluyor burada?” demiş. Anlatmışlar, “Bizim bu bitki-

nin, dünyada başka hiçbir yerde eşi yokmuş!” Onun üzerine komşu

köylüler de demişler ki “Bu köyde yetişiyorsa bizde de yetişir.” Onlar da

benzer çitler yapmışlar. Bitkilerin bir kısmını da onlar dikmişler. Ezel-

den beri kavgalıymış bu iki köy. Bu bitki sayesinde barıştılar. Onun için

diyorum ki bunun her tarafından hayır fışkırıyor. Nereye elini atsan ha-

yır geliyor.

Nihat Gökyiğit: “Bir gönül işi bu!”